Ana Sayfa İç Gündem Ülke Gündemi Dünya Gündemi Kütüphane Etkinlik Kültür -Sanat- Bilim Haber - Analiz Caferider
ŞÎR-İ FIZZA
Hamit Turan

Kerbela olayı ile ilgili olarak bilmem “Şîr-i Fızza” diye bir olay duydunuz mu? Veya Kerbela ziyaretine gittiğinizde “Şiyr-i Fızza” denilen bir makam ziyaret ettiniz mi?
Fızza, Hazret-i Fatıma(aleyhasselam)’nın hizmetçisidir. Hz. Ali(aleyhisselam)’ın Seyizi ve hizmetçisi olan Kamber(r.a)’in eşidir. Bu çift, kendilerini Ehl-i Beyt(aleyhimisselam)’e adamış ve karı-koca yıllar yılı Ali, Fatıma, Hasan, Huseyn, Zeyneb ve Ümm-ü Gülsüm(aleyhimisselam)’e hizmet etmişler ve hizmet ederken insanlık mektebinde büyük marifet derecesine nail olmuşlardır.
Hz. Ali(a.s) Fızza(r.a)’dan söz ederken “Fızzatuna” bizim fızza, diye söz ederdi.
Kerbela olayı sırasında, Kanber’in neden Kerbela’ya gelmediği konusunda tarihi bir belge ve bilgiye rastlanmazken, onun Kerbela olayından sonra Hicri 70’li yıllarda Haccac-i zalim tarafından şehîd edildiği bilinmektedir.
Kanberin eşi Fızza ise, Kerbela’da hazır bulunmuş ve o olaya baştan sona şahid olmuştur.

ŞÎR-İ FIZZA
Şîr, Farsça’dan gelme bir kelime olup arslan anlamına gelmektedir. Buna göre, şîr-i Fızza, “Fızza’nın Arslan’ı” demektir. Böyle denmesinin ise nedeni, Fızza’nın Kerbela olayında bir arslanı yardıma çağırmasından kaynaklanmaktadır.
Bu konuda değişik rivayetler olsa da bir rivayette olay şöyle geçer:

Geceydi ve gemi “Sîraf İskelesi”’ne doğru denize açılmıştı.
Kaptan, gökteki yıldızları izlerken şöyle seslendi:
Mehran! Doğru söyle, sen Peygamber(s.a.v)’in kölesi misin?
Adam, kaptanın yanında durmuştu, gülümseyerek
– Evet öyleyim.
– Cidde’de gemiye binerken bana söylemiştin de. Ama daha inanmamıştım. Peki, sen Acemsin, Medine’de ne arıyorsun?
– Hikayesi uzundur; bir şavaş sırasında esir düştüm, beni esir olarak götürüp sattılar. Peygamber’in eşi Ümmü Seleme beni satın alıp Hz. Peygamber(s.a.v)’in evine götürdü.
– İlginç bir kader! Sîraf’tan nereye gideceksin?
– Doğduğum yer olan “Ram Hürmüz”e gideceğim.
Hadi git uyu, yarın oraya varırız. işaret etti.

Mehran, kaptanı deniz ve gece ile başbaşa bırakıp gidip uyudu. Bir saat sonra gökyüzünde siyah toz bulutları belirdi, şiddetli rüzgâr esiyordu. Denizin dalgaları yükseldi.
Kaptanın bağırmasıyla uyanan tayfalar, yelkenleri indirdiler. Şiddetli yağmur yağmaya başladı; dalgalar gemiyi yutarcasına içine çekiyordu. Mehran, direklerden birine sarıldı. Büyük bir dalga gelerek gemiye çarparak onu alabora etti. Mehran, kopan direğe tutunarak “Haliç” sularının üzerinde kaldı.
Ertesi sabah, suyun akıntısı onu sahile çıkardı. Yerinden kalkıp yürümeğe başladı. Sahilden uzaklaştı; her yer uçsuz bucaksız bir çöldü. Yürümekten boğazı kurumuş dizleri titriyordu. Saatlerce yol yürüdü; uzaktan ona doğru yaklaşan bir karartı gördü. Şiddetli güneşe dayanamayan gözlerini bir süre kapatıp açtığında karşısında iri bir arslan gördü.
Arslan bir kükredi, Mehran yere diz çökerek titrek bir sesle:
– Ey arlan! Ben Allah Resulü’nün kölesiyim
Hayvan daha da yaklaştı, Mehran’ın başına dolaştı. Sonra yere yatarak, başıyla sırtını işaret etti. Mehran biraz düşündü, sonra hayvanın maksadını anlayıp dikkatlice sırtına binerek arslanın yelelerini sıkıca tuttu. Arslan, çölün bağrında süratle yola koyuldu. Sıcak bir rüzgar, Mehran’ın yanaklarını yalıyordu.
Öğlenden sonra bir şehre vardılar. Arslan durdu, Mehran’ı indirdikten sonra onun yüzüne son kez bakarak süratle gözlerden kayboldu.
“Âşûrâ” günü, öğldenen sonra idi; şehidlerin bedenleri “Kerbelâ” çölün’e dökülmüştü.
Bu sırada Ömer Sa’d, ordu komutanlarından birisiyle “Katl-igâh”(savaş meydanı)’ın çukuruna yaklaştılar. Kendi aralarında sohbet ediyorlardı.
Hz. Fatıma’nın ve Hz. Zeyneb’in hizmetçisi Fızza da o yakınlarda idi ve onların konuşmasını duyuyordu.
Bir ara Ömer Sa’d, komutana:
– Bu bedenlerin özerinde at oynatıp onların parçalanarak ortalıktan kaybolmasını işitiyorum, sen ne düşünüyorsun?
– Komutan: Evet, ben de aynı şeyi düşünüyorum, atların tırnakları, onları çölün bağrına gömerek yok edecektir.
Bu konuşmadan sonra, o iki atlı oradan uzaklaştılar.
Fızza, telaşla hazreti Zeyneb(s.a)’e gelerek,
– Hanımım!
– Ne oldu Fızza?
– Kötü bir haber
– Anlat, Fızza
Fızza, yaklaşarak Zeyneb’in kulağına bir şeyler fısıldadı; duyduğu haberden Zeyneb’in rengi kaçtı.
Fızza, hazin bir sesle:
– Allah onlara lanet etsin, şimdi ne yapalım?
– Fırat’a yakın hurmalıklara git. Hz. Peygamber(s.a.v)’in kölesi Mehran’ı kurtaran oralardadır; her şeyi ona anlat ve ondan yardım iste.
Fızza, yakılan çadırlardan uzaklaşarak hurmalığa doğru gitti. Güneş yavaş yavaş ışığını kaybediyordu. Hurmalıklar ağız açıp güneşi yuttu. Her taraf kararmıştı.
Fızza yüksek sesle bağırdı:

– Ey Ebâ hâris, ey eba hâris! (Ey arslanların babası) Nerdesin?
Fızza’nın sesi, hurmalıkların derinliklerinde yankılanıyordu. Biraz sonra, kocaman bir arslan çıkageldi. İri gözlerini Fızza’nın gözlerine dikerek onu süzmeğe başladı.
Fızza: – Hanımım Zeyneb, senden yardım istiyor. Benî Hâşim güllerinin atların ayakları altında çiğnenmesine izin verme! Diyor.
Arslan başını sallayarak, süratle oradan uzaklaştı. Adeta sonu gelmez bir geceydi. Arslan, katligâha(şehidlerin düştüğü yer) gitti. İmam Huseyn(a.s)mübarek na’şının yanında durdu. Yelelerini imamın kanına buladı. Kükreyerek ahuzâr etmeğe başladı. Kerbelâ çölünde yankılanan Arslanın sesi, adeta ağlayan insan sesini andırıyordu.
Arslan kükreyerek, cenazelerin arasında dolaşıyordu. Kana buladığı heybetli yelelerini sabah rüzgarına bırakmış, gözlerinden kızgınlık ateşi fışkırıyordu.
Ömer Sa’d arslanın farkına vardı. Eliyle askerlerine işaret ederek, durun! Bu hayvanın burada işi ne, ne yapıyor? Diye sordu. Ardından ekledi: sanırım bu cesetleri yemeğe gelmiştir. Bekleyin!
Atlılar, atlarının dizginlerini çekip durdular.
Arslan, İmam Huseyn(a.s)’in cenazesine yaklaşarak, mübarek göğsüne saplanan bir oku çekip, sonra Ömer Sa’d’ın askerlerine doğru yaklaşıp kükremeğe başladı.
Atlar ürktü, Ömer: geri dönün, artık yapmak istediğim işten vaz geçtim, dedi.
Atlılar, geri döndüler. Arslan bir süre şehidlerin arasında dolaştıktan sonra, yine hurmalığa doğru gitti.
Fızza, Hz. Zeyneb(s.a)’in elini tutmuş, arslanı izlerken, uzaklaşan arslanın karartısı gözlerden kayboldu.

—————-
Kaynak: Hazreti Zeyneb-i Kübrâ (Allame Şeyh Cafer Nakdi

Paylaşım :
Mail Yazdır Yorum Yaz 0 Yorum
02-11-2014 16:01 - 2898 Okunma
Hamit Turan yazarın diğer yazıları [ Tümü ]
ŞÎR-İ FIZZA 02-11-2014 tarihinde eklendi
İmam Ali (as)'den Bizlere 22-07-2014 tarihinde eklendi
"Ben Bu Hükümetin Ağzını Kıracağım" 12-02-2014 tarihinde eklendi
Caferider Web TV
Video Galeri
Foto Galeri
Yazarlar Tümü
Mehdi AKSU
EMEK VE HİZMETE KADİR ŞİNAS OLMAK!
İbrahim ŞEREN
RAMAZAN ÖZLE BULUŞMA AYIDIR
Av. Sinan Kılıç
İnnaLillahi ve İnnaİleyhiraciun
Şirali Bayat
GADİR-İ HUM OLAYININ TANITIMI VE ARAŞTIRMASI KİTABI
Kasım Alcan
Hiç olmazsa dünyanızda özgür kişiler olun
Celal Özer
Aşık ve Dünya Sevgisi
Abdullah Turan
İmam Mehdi'nin Dünyaya Geldiğini İtiraf Eden Ehl-i Sünnet Âlimleri
Seyyid Ahmedi Safi
Tüm Müslümanları ilgilendiren önemli sorun
Musa Ayaztekin
Muta Nikahı Nedir, Ne Değildir?
Çayan Uludağ
Mekteb-i Kerbela
Namık Kemal Zeybek
Osmanlı'da Alevi Katliamı
Hüseyin Çaça
Kerbela Hadisesi-1-
15-12-2017 | Ana Sayfa | Ana Sayfam Yap | Sitenize Ekleyin | Künye | Foto Galeri | Video Galeri | Yazarlar | İletişim | RSS
CaferiDer ® 2012  
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir Tasarım & Yazılım : Network Yazılım