21-05-2013 tarihinde eklendi
Kabe'de doğan tek insan Hz. Ali (as)
Hadislerle Hz. Ali (as)'nin Kabe'de doğumu

 Muttakilerin imamı, ilim şehrinin kapısı, şah-ı velayet Hz. İmam Ali (as) doğum gününde anılacak. Başta Necef-ül Eşref olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde çeşitli anma ve kutlama etkinlikleriyle anılıyor.

Hz. Ali’nin (a.s) Allah’ın ev Kâbe’de dünya gelişi mütevatir ve kesin bir tarihi hakikattir. Hz. Ali’den (a.s) başkasının Kâbe’nin içinde dünyaya gelmediği konusunda da ittifak vardır. Bu konudaki Şii- Sünni kaynakları şunları yazmaktadır.

Şeyh Müfid (r.a) bu konuyla ilgili şöyle yazıyor:
 “Hz. Emirülmüminin Ali (a.s) Recep ayının on üçünde Ammulfil senesinin otuzunda Mekke’de Beytullah’ın içinde dünyaya geldi. Ne Ali’den önce ne de ondan sonra kimseye o mübarek mekânda dünyaya gelme saadetine nail olamamıştır. Hz. Ali’nin (a.s) Kâbe’de dünyaya gelişi bir fazilet ve şereftir ki yüce Allah bunu sadece o hazrete mahsus kılmıştır.”

(Şeyh Müfid: Ebi Abdillah Muhammed b. Numan Ekberi el-Bağdadi [ö.413 H] el-İrşad Fi Marifeti Hucecillahi Alel İbad c.1. s.5 Tahkik: Muessesetu Alilbeyt [a.s] Li Tahkiki’t-Turas. Yayıncı: Darul Müfid Lit-tibaeti Ven-Neşru ve Tavzii: Beyrut-İkinci Baskı 1414 H. 1993 M.)

Ehlisünnet Kaynaklarında Hz. Ali’nin Kâbe’de Dünyaya Gelişi Konusunda Kaynaklar
Hz. Ali’nin (a.s) Kâbe’de dünyaya gelişi Ehlisünnet açısından da inkar edilmez bir tarihi gerçektir. Hatta bazı Ehlisünnet âlimleri bu konunun mütevatir olduğunu iddia etmiştir. Onlardan bazıları şunlardır:

-Hâkimi Nişaburi (405.H)
“Fatıma b. Esed’in Emirülmüminin Ali’yi (Kerremellahu vecheh) Kâbe’nin içinde dünyaya getirdiği konusunda tevatür haddinde hadisler nakledilmiştir.”
(Nişaburi; Muhammed b. Ebu Abdullah el-Hâkim (Ö.405 H) el-Müstedreku Ale’s-Sahiheyn c.3. s.550. Tahkik: Mustafa Abdülkadir Ata. Yayıncı: Darul Kutubil İlmiyye-Beyrut-Birinci Baskı 1411:H-1990 M)

Hâkim Nişaburi Tercümesinde
Zehebi bu konuyla ilgili olarak şöyle yazıyor: “Hâkim, büyük bir hafız ve aynı zamanda muhaddislerin öncüsüdür. Daru Kutni’nin onunla hoş bir münazarası vardır. O, güvenilir ve derin bilgi sahibidir. Tasnifatı ve eserleri 500 cilde ulaşmıştır.”

(Zehebi; Şemsuddin Muhammed b. Ahmed b. Osman: Tezkiratul Havas c.3.s.2039-1040-Yayıncı: Darul Kutubil İlmiyye-Beyrut-Birinci Baskı)
Suyuti şöyle yazıyor: “Hâkim, büyük hafız ve muhaddislerin öncüsüdür… O, kendi zamanında hadis ilminin öncüsü sayılırdı ve bu alanda ehil, güvenilir ve sağlam bir muhaddisti.”

(Suyuti; Celaluddin Abdurrahman b. Ebibekr (ö.911.H) Tabakatul Huffaz c.1. s.410-411 Yayıncı: Darul Kutubil İlmiyye-Beyrut-Birinci Baskı 1403.H)

Ebu İshak Şirazi Hâkim’i şu cümlelerle tanıtıyor: “Müstedrekus Sahiheyn, Tarihu Nişabur ve Fezailu’ş-Şafii adlı eserlerin sahibi ve Hâkim olarak tanınan Muhammed b. Abdullah b. Muhammed Nişaburi yüksek makam sahibi ve güvenilir bir fakih ve hafızdı. Küçük yaşlarında ilim tahsiline başlayan Hâkim iki kez Hicaz ve Irak’a yolculuk etti. Birçok kişiden rivayetler nakletmiştir… Beyhaki gibi büyük âlimler ondan ilim öğrendiler. Abdulgaffar şöyle diyor: Hâkim kendi zamanının hadis büyüklerindendi. Evi dürüstlük ve takva eviydi. Kendi döneminin büyüklerinden olan Ebubekr Sayği sürekli Hâkim’in yanındaydı, ravilerin Cerh ve Tadilinde (şerhi hallerinde) ona müracaat ederdi.”

(Şirazi; İbrahim b. Ali b. Yusuf Ebu ishak (Ö.476.H) Tabakatul Fukaha c.1.s.222 Tahkik: Halil Mis- Yayıncı: Darul Kalem-Beyrut)

İbni Halkan şöyle yazıyor: İbnul Beyy olarak meşhur olan Hâkim Nişaburi (ki yüz binden fazla hadis ezberdi) kendi zamanında hadis ilminin önde gelenlerindendi. Hadis ilminde eşsiz eserler telif etmiştir ki ondan önce kimse o eserlere denk bir eser yazamamıştır. O, arif ve derin bilgilere sahip bir âlimdi.”

(İbni Halkan; Ebul Abbas Şemsuddin Ahmed b. Muhammed b. Ebibekr (ö.681.H) Vefeyatul Ayan ve Enba-uz-zaman c.4-s.280-Tahkik: İhsan Abbas-Yayıncı: Daru’s Sekafe-Lübnan)

Ebul Feda “Tarih” adlı eserinde şöyle yazıyor: “455 H yılında Hâkim Nişaburi adıyla tanınan Muhammed b. Abdullah dünyadan göçtü. Hakim, hadis ilminde kendi zamanının öncülerdendi. Hadis dalında eşsiz eserler telif etmiştir ki hiç kimse onlara denk kitaplar yazamamıştır. Hadis öğrenmek için yolculuk ederdi. İki bine yakın üstadı olduğu nakledilmiştir. Çok sayıda kitap kaleme almıştır…”
(Ebul Feda; İmaduddin İsmail b. Ali (Ö.732.H) el-Muhtasaru fi Ahbaril Beşer c.1.s.247)
Hâkim Nişaburi’nin Ehlisünnet mezhebindeki ilmi makamını ve hadis dalındaki ihtisas ve güvenilirliğini dikkate aldığımızda şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki eğer Emirülmüminin Ali’nin (a.s) Kâbe’de dünyaya geldiği konusunda hadislerin tevatür derecesinde olduğunu itiraf etmesinin dışında hiçbir delil olmasaydı bile hak takipçileri için onun bu iddiası yeterli olurdu. Ancak biz yine de tekit ve konunun takviyesi için konuyla ilgili olarak Ehlisünnet âlimlerinden bazılarının da görüşlerini aktarmayı uygun görüyoruz.



-Şah Veliyullah Dehlevi (Ö.1176.H)
Dehlevi: “İzaletul Hifa An Hilafetil Hulefa” adlı eserinde Emirülmüminin Ali’nin menakıbında şöyle yazıyor: “Onun (Radiyallahu anh) menkıbelerinden biri de doğumunun Kâbe’nin içinde vuku bulmasıdır.”

(Dehlevi, Muhaddis Hind lakabıyla bilinen Şah Veliyullah (Ö.1180.H) İzaletul Hifa An Hilafetil Hulefa c.4. Bab: Emma Me’suru Emirilmüminin ve İmamu Eşcaiin Esedullahil Galib Ali b. Ebi Talib (Radiyallahun Anh) Tashih ve Müracaat: Seyyid Cemaluddin Herevi)

Dehlevi’nin tercümesi şöyledir:
Azim Abadi o ve kitabı hakkında şöyle yazıyor: “Yüce Şeyh Muhaddis Veliyullah Dehlevi, “İzletul Hifa An Hilafetil Hulefa” adlı eserde konuyu geniş bir şekilde işlemiştir ki onun söylediklerinden daha fazlasını söylemek de uygun olmaz. Bu eser şimdiye kadar benzeri yazılmayan ender kitaplardandır.”
(Azim Abadi; Muhammed Şemsulhak (Ö.1329.H) Avnul Ma’bud Şerhu Sunen-i Ebi Davud c.12.s.253-Yayıncı: Darul Kutubil İlmiyye-Beyrut-İkinci Baskı 1995.M)

Cemaluddin Kasimi, Dehlevi’den bir söz naklederken onu hep “imam, arif, büyük alim, allame” vb… isimlerle anmıştır.
(Kasimi; Muhammed Cemaluddin (Ö.1332.H) Kavaidu’t-Tehdis Min Fununi Mustalehil Hadis c.1.s.239 ve c.1 s.323-Yayıncı: Darul Kutubil İlmiyye-Beyrut Birinci Baskı-1399H-1979.M)

Hint topraklarının parlayan yıldızı Şah Veliyullah Dehlevi Hindi 1110 H. yılında dünyaya gelmiş ve 1176 yılında da Delhi de dünyadan göçmüştür. Bu şahıs son dönem âlimlerdendir ki ilim ve ameliyle meşhur olmuştu. Allah-u Teâlâ onun vesilesiyle, yetiştirdiği öğrenciler ve soyundan gelen erkek ve kadın ulema sayesinde Hint topraklarında hadis ilmini ihya etti ve o topraklar bu şahsın kitapları ve ilmiyle ayakta kaldı.
(el-Kitani; Abdulhayy b. Abdulkebir (Ö.1383.H) Fihrisul Feharisi vel İsbat ve Mu’cemul Meacim vel Muselselat c.1.s.178 Tahkik: Dr. İhsan Abbas-Yayıncı: Darul Arabî el-İslami Beyrut/Lübnan-İkinci Baskı 1402.H,1982.M)

-Sıbt b. Cevzi (Ö.654 H)
“Rivayet edilmiştir ki Fatıma b. Esed (s.a) hamile haliyle Beytullah’ı tavaf ediyordu. Doğum sancısı vücudunu kapladı, bunun üzerine Kabe’nin kapısı açıldı ve Fatıma Binti Esed Hz. Ali’yi (a.s) orada dünyaya getirdi.”

(Sıbt b. Cevzi el-Hanefi; Şemsuddin Ebul Muzaffer Yusuf b. Fergali b. Abdullah el-Bağdadi, Tezkiratul Havas, s.20. Yayıncı: Muessesetu Ehlilbeyt-Beyrut-1401:H, 1981 M.)

Sıbt Bin Cevzi’nin Tercümesi şöyledir:
Şemsuddin Zehebi onun hakkında şöyle diyor: “Yusuf b. Fergali Hanefi, fıkıh ve tarih konusunda söz sahibi ve hitabet sanatında ise eşsiz bir âlimdi. Tarih ve biyografi ilminde allameydi. Kabileler arasında da son derece sevilen muteber bir şahsiyetti. Bir müddet Şebliye ve Bedriyye medreselerinde tedrisle uğraştı. O, erdem sahibi, bilgin ve nüktedan bir âlimdi. Devlet organlarında gördüğü yanlışlıklara karşı çıkardı. Herkesin takdirini kazanmış alçakgönüllü bir şahsiyetti.”

(ez-Zehebi; Şemsuddin Muhammed b. Ahmed b. Osman b. Kaymaz, Tarihul İslam ve Vefeyatul Meşahiri vel A’lam c.48, s.183. Tahkik: Dr. Ömer Abdüsselam Tedmiri. Yayıncı: Darul Kitabil Arabî- Beyrut/Lübnan, Birinci Baskı 1407.H, 1987 M)
Ebu Muhammed Yafii (Ö.68.H) Sıbt b. Cevzi hakkında şöyle yazar: “O, engin ilme sahip iyi bir hatipti. Biyografileri iyi bilirdi, Dimeşk’de (Şam) konuşmalar yapıp halkı aydınlatırdı. Konuşması çekici ve akıcı olduğu için halkın kahır çoğunluğu tarafından kabul görürdü…”
(el-Yafii; Ebu Muhammed Abdullah b. Es’ad b. Ali b. Süleyman, Mir’atul Cinan ve İbretul Yakzan c.4, s.136, Yayıncı: Darul Kitabil İslami-Kahire 1413.H, 1993.M)

Kutbuddin el-Yuneyni (Ö.726H) Sıbt b. Cevzi hakkında şöyle yazar: “Hitabette kendi zamanın eşsiz âlimlerindendi. Onu görenin kalbinde bir yumuşaklık oluşurdu. Konuşmasını dinleyenlerin gözlerinden yaşlar akardı. Halkın büyük çoğunluğu tarafından sevilirdi. Bazen bir mecliste az ve öz konuşmasıyla ya da okuduğu bir şiirle halkı ağlatırdı. Onun meclisine her zaman âlimler, emirler, vezirler ve kısacası her kesimden insanlar katılırdı. Meclisine katılıp da tövbe etmeden bir kimsenin çıktığı olmamıştır.”
(el-Yuneyni; Kutbuddin Ebul Feth Musa b. Muhammed, Zeylu Mir’atiz-Zaman c.1, s.15)

Yine el-Akri Hanbelî (Ö.1089H) İbni Cevzi hakkında şöyle yazıyor: “Sıbt b. Cevzi engin ilme sahip bir hatip ve tarihçiydi. Yedi yüzlü yıllarda Dimeşk’e gelerek halkı ilmi ve öğütleriyle aydınlattı. Konuşmaları ve nasihatleriyle halkın gönlünde taht kurdu… Eğer onun Mir’atu’z-Zaman adlı eserinden başka bir kitabı olmasaydı bile bu kitap şeref ona yeterdi.”

(el-Akri Hanbelî; Abdulhayy b. Ahmed b. Muhammed, Şezeratu’z-Zeheb Fi Ahbari Min Zeheb c.5, s.266. Tahkik: Abdülkadir el-Ernuut, Mahmud el-Ernuut Yayıncı: Daru b. Kesir-Dimeşk (Şam) Birinci Baskı 1406.H)

-Mes’udi (Ö.346.H)
Ali b. Hüseyin Mes’udi, Şafii mezhebinin meşhur edip ve tarihçisidir. Hz. Amirülmüminin Ali ‘anin (a.s) Kâbe’de dünyaya gelişi hakkında şöyle diyor: “Ali’nin doğum yeri Kâbe’dir.”
(el-Mes’udi; Ebul Hasan Ali b. Hüseyin b. Ali (Ö.346.H) Murucu’z-Zeheb c.1, s.313)

Mes’udi’nin tercümesi şöyledir:
“Yakut Himevi onu Allah Resulü’nün (s.a.a) meşhur sahabelerinden olan Abdullah b. Mes’ud’un torunlarından olduğunu iddia etmekte ve zamanının ediplerinden biri olarak kabul etmektedir.”
(el-Himevi; Ebu Abdullah Yakut b. Abdullah er-Rumi (Ö.626.H), Mu’cemul Udeba ev İrşadul Erib İla Marifetil Edib, c.4, s.48, Hadis No:567,

Yayıncı: Darul Kutubil İlmiyye Beyrut/Lübnan- Birinci Baskı 1411.H, 1991.M)

Tacuddin Sebki Mes’udi’nin adını Şafii ulemasının listesinde zikretmiş ve onu tarihçi, fetva sahibi ve allame olarak nitelendirmiştir.
Ali b. Hüseyin Mes’udi, tarihi bir eser olan Murucu’z-Zeheb ve dahası birçok kitabın da yazarıdır. Onun Abdullah b. Mes’ud’un evlatlarından olduğu nakledilmiştir. Aslen Bağdatlı olup bir müddet orada yaşamış ve daha sonraları da Mısır’a yerleşerek ömrünün çoğunu orada geçirmiştir. Ahbari olup, fetva sahibi ve bilgin bir şahsiyetti…

(es-Sebki; Tacuddin b. Ali b. Abdulkâfi [Ö.771.H] Tabakatu’ş Şafiiyyetil Kubra c.3, s.456. Tahkik: Dr. Mahmud Muhammed Tanahi, Dr. Abdulfettah Muhammed el-Hulv. Yayıncı: Hicru’n Lit-tibaeti ven-Neşri ve Tevzii-1413.H, İkinci Baskı)

Yine Âlimi Hanbelî onun hakkında şöyle yazar: “Ali. B. Hüseyin Mes’udi büyük tarihçilerden olup hadis toplamak için yolculuk eden en meşhur âlimlerdendir… birçok kitap telif etmiştir ancak eserlerinin arasında Murucu’z-Zeheb ve Ahbaru’z-Zaman diğer eselerinden daha meşhur ve değerli eserlerdir.”
(el-Alimi: Muciruddin el-Hanbeli (Ö.927.H) el-Unsul Celil Bitarihil Kudsi vel Halil c.1.s.11. Tahkik: Adnan Yunus Abdülmecid Nubate. Yayıncı: Mektebetu Dendis-Omman 1420.H-1999.M)

Akri İbni Mes’ud hakkında şöyle yazıyor: “O yıl (345.H) Murucu’z-Zeheb adlı eserin sahibi meşhur tarihçi Mes’udi dünyadan göçtü. Adı Ebul Hasan Ali b. Abil Hasan’dır. Çeşitli şehirlere yolculuk ederdi. Onun kadar tarihi araştıran bir alim yoktur. Usul-u Din ve diğer konularda kitaplar telif etmiştir.”
(el-Akri Hanbeli: Abdulhayy b. Ahmed b. Muhammed (Ö.1089.H) Şezaratu’z-Zeheb Fi Ahbari Min Zeheb c.2.s.371. Tahkik: Abdülkadir er-Nauut Mahmud er-Nauut. Yayıncı: Daru b. Kesir-Dimeşk-Birinci Baskı-1406.H)

-Genci Şafii (Ö.658.H)
Genci Şafii Kifayetu’t-Talib adlı  eserinde şöyle diyor: “Emirülmümin Ali b. Ebi Talib Recep ayının on üçüncü günün Cuma gecesinde Ammulfil senesinden sonra otuzuncu yılda Beytullahil Haram’ın (Kabe) içinde dünyaya gelmiştir. Ne ondan önce ne de sonra kimse Beytullah’ın içinde dünyaya gelmemiştir. Bu faziletler Hz. Ali’ye mahsustur ki Allah-u Teala makamını tazim ve yüceltmek için ona bahşetmiştir.”
(el-Genci Şafii: Ebu Abdillah Muhammed b. Yusuf b. Muhammed el-Kureşi-Kifayetu’t-Talib Fi Menakibi Ali b. Abi Talib s.407-el-Babu’s Sabii Fi Mevlidihi Aleyhisselam. Yayıncı: Daru İhyai Turasi Ehlilbeyt (a.s)-Tahran, İkinci Baskı, 1404.H.K, 1362.H.Ş)

Genci Şafii’nin tercümesi şöyledir:
İbni Halkan şöyle yazıyor: “Muhammed b. Yusuf Genci … Dimeşk’de yaşıyordu. Hadis ilmine önem verirdi, hadis ilmini öğrenmek için üstatları iyi dinlerdi ve ilim tahsili için çok yolculuk ederdi. O, öncü ve muhaddisti.”

(es-Safedi; Selahuddin Halil b. Ebik (Ö.764.H) el-Vafi Bil-vefayat, c.5, s.148, Tahkik: Ahmed er-Nauut ve Turki Mustafa. Yayıncı: Daru İhiyai’t-Turas-Beyrut-1420.H,2000.M)

el-Yunini de onu şöyle tanımlıyor: “Muhammed b. Yusuf Genci, bilgin ve edip bir alimdi. Çok fazla şiirler yazıp okurdu.”
(el-Yunini; Kutbuddin Ebul Feth Musa b. Muhammed (Ö.726.H) Zeylu Mir’ati’z-Zaman c.1,s.148)

Hacı Halife onu “Şeyhul Huffaz” olarak tanıtmaktadır: “ Şeyh ve Hafız’ın (ki ezberinde yüz binden fazla hadis olan şahsiyettir) Kifayetu’t-Talib” Ali b. Ebi Talib menkıbeleri hakkındadır.”

(Hacı Halife; Mustafa b. Abdullah el-Kosntantiniye er-Rumi el-Hanefi (Ö.1067.H) Keşfu’z-Zunun An Esamil Kutubi vel Funun c.2,s.1497, Yayıncı: Darul Kutubil İlmiyye-Beyrut-1413.H,1992.M)

-İbni Sabbağ el-Maliki (Ö.855.H)
İbni Sabbağ Maliki “Fusulul Muhimme” adlı eserinde şöyle yazar: “Ali (aleyhisselam), Şehrullah’ın yani recep aynının on üçü Cuma gününde Ammul Fil yılınının otuzunda ve hicretten 23 yıl önce Mekke-i Müşerrefe’de Beytullah’ın (Kabe) içinde dünyaya geldi… ondan önce kimse Mekke’de dünyaya gelmemiştir. Bu bir fazilettir ki Allah-u Teala bu fazileti hazretin makamını tazim ve yüceletmek için ona mahsus kılmıştır.”

(ibni Sabbağ; Ali b. Muhammed b. Ahmed el-Maliki el-Mekki (Ö.855.H) el-Fusulul Muhimmeti Fi Marifeti Eimme c.1, s.171, Tahkik: Sami el-Gurayri, Yayıncı: Darul Hadis Lit-Tibaeti Ven-Neşri-Qom, Birinci Baskı, 1422.H)

İbni Sabbağ’ın tercümesi şöyledir:

Allame Kunduzi “Yenabiul Mevedde” adlı eserinin mukaddimesinde ondan bir söz nakletmeden önce onu “fakih ve muhaddis” gibi sıfatlarla övüyor.

(el-Kunduzi el-Hanefi; Şeyh Süleyman b. İbrahim (Ö.1294.H), Yenabiul Meveddeti Li Zevil Kurba c.3,s.348, Tahkik: Seyyid Ali Cemal Eşref el-Hüseyni, Yayıncı:Darul Usveti Lit-tibaeti ven-Neşri, Birinci Baskı 1416.H)

İbni Sabbağ’ın öğrencilerinden olan Sahavi üstadını şu cümlelerle tarif ediyor: “Ali b.Muhammed b. Ahmed… aslen Gazzelidir. Maliki mezhebinden olup İbni Sabbağ adıyla ün kazanmıştır. Mekke’de serpilip yetişti. Kuran’ın hafızıydı ve İbni Malik’in fıkhı hakkında bir risale yazmış ve  Şerifu’r Rahman Fasi ve… sunumuştur… Fusululu Muhimme Fi Marifetil Eimme gibi birçok eserlere imza atmıştır.

(Sahavi; Şemsuddin Muhammed b. Abdurrahman (Ö.902.H) Ez-Zav’u Lil-Lami Li Ehlil Kurani’t-Tasii c.5, s.283, Yayıncı: Menşurat Daru Mekke el-Hayat/Beyrut)

İsmail Paşa İbni Sabbağ hakkında şöyle diyor: “İbni Sabbağ; Ali b. Muhammed… Maliki mezhebindedir. Mekke’ye bağlı Sefakasi yöresindendir. 855 H. Yılında dünyadan göçmüştür. “el-İberu Fimen Sefihe’n-Nazar” ve “el-Fusulul Muhimme Fi Marifetil Eimme” adlı kitaplar onun teliflerindendir.

(el-Bağdadi; İsmail Paşa (Ö.1339.H) Hediyyetul Arifin Esmaul Muellifin ve Asarul Musannifin c.5, s.732, Yayıncı: Darul Kutubil İlmiyye-Beyrut,1413.H, 1992.M)

-Halebî (Ö.1044.H)
Ali b. Burhanuddin Halebî: meşhur Sirei Halebi adlı eserin sahibidir. Uzun bir bahisten sonra Ali’nin (aleyhisselam) doğumunun Kabe’nin içinde gerçekleştiğine deliller ikame etmiş ve şöyle demiştir: “Çünkü o hazret Kabe’nin içinde dünyaya geldi ve o zamanlar Resulullah (s.a.a) 30 yaşındaydı.”

(el-Halebî; Ali b. Burhanuddin (Ö.1044.H) es-Siretul Halebiyye Fi Siretil Emini vel-Me’mun c.1,s.226, Yayıncı, Darul Marife-Beyrut,1400.H)
Şimdiye kadar özetle okuduklarınız hadis ve ilim erbablarından kesitlerdi. Konuyla ilgili daha geniş bilgiye sahip olmak için şaheser olan değerli el-Gadir kitabının c.6 ve Şerhu İhkakil Hak c.17’ne müracaat edilebilir.

Gerek Şia itikadına göre gerekse İbni Sabbağ Maliki ve Genci Şafii gibi birçok Ehlisünnet ulemasına göre Emirülmüminin Ali’den (a.s) başka hiç kimse Mekke’nin içinde dünyaya gelmemiştir. Bu büyük fazilet sadece Hz. Ali’nin (a.s) yüce şahsiyetine münhasırdır. Ne ondan önce ne de sonra kimde o kutsal mekanda dünyaya gelme şerefine nail olmamıştır. Ancak ne yazık ki tarihin tahrifçileri ve Emirülmüminin Ali’nin (a.s) düşmanları hazrete ait bu özel fazileti onun diğer faziletleri gibi ya temelden inkar etmişlerdir ya da başkalarını da hazretin sıfatlarına ortak kılmışlardır.

Peygamberin (s.a.a) Ehlibeyt’ine mahsus olan faziletlerinden tahrife uğramayan ve çeşitli tevillerle başka manalar yüklenmeyen faziletlerin pek az olduğunu iddia edersek abartmış sayılmayız. Tahrifçilerin tahrifinden nasibini alan faziletlerden biri de Hz. Ali’nin (a.s) Kâbe’nin içinde dünyaya geldiğidir, hatta ne hazretten önce ne de sonra kimsenin orada dünyaya gelmediği nakledilmiştir. Bu  nakil ve iddialara rağmen bazı garezciler Hekim b. Hezam’ın da Kâbe’nin içinde dünyaya geldiğini ileri sürmüşlerdir. Bu görüşü ilk iddia eden kimse Zübeyr b. Bukar’dır.

(Ö.256.H) Ne Zübeyr b. Bukar’dan önce ne de sonra hiçbir Ehlisünnet alimi bu görüşü ne savunmuştur ne de bir kitapta nakletmiştir.

Zübeyr, “Cemheretu Nesebi Kureyş” adlı eserde şöyle yazıyor: “Hekim b. Hezam’ın annesi Kureyşli kadınlarla birlikte Kâbe’ye girdi. O karnında Hekim b. Hezam’ı taşıyordu, ansızın doğum sancısı vücudunu sardı ve karnındaki çocuğunu Kabe’de dünyaya getirdi.”
(ez-Zübeyr b. Bukar b. Abdullah (Ö.256.H) Cemheretu Nesebi Kureyş ve Ahbaruha c.1,s.77)

Zübeyr b. Bukar bu rivayeti Mus’ab b. Osman b. Mus’ab b. Urve b. Zübeyr b. el-Avam’dan nakletmektedir ki hadis birkaç açıdan gevşektir;

1-Mus’ab b. Osman meçhuldür ve hiçbir rical kitabında adı geçmemiştir.
2-Rivayet mürseldir; çünkü Mus’ab b. Osman bu olaydan onlarca yıl sonra dünyaya gelmiştir. Dolayısıyla haberdar olma ihtimali yoktur.  
3-Bu rivayet Zübeyr Hanedanı’nın özellikle de Zübeyr’in uydurduğu tutarsız bir iddiadır. Çünkü Zübeyr Hanedanı, Ehlibeyt’e (a.s) olan düşmanlığından dolayı onlarca efsane uydurmuştur ki o efsanelerden biri de Hekim b. Hezam’ın Kabe’de dünyaya gelme efsanesidir. Bu efsane de Emirülmüminin Hz. Ali’ye (a.s) özgü faziletleri örtbas etmek ve Hz. Ali’nin Kâbe’de dünyaya gelişini sıradan bir olay gibi göstermek için uydurulmuştur.

Zübeyr Hanedanı’nın kendi amca çocukları hakkında böyle bir fazilet efsanesini uydurmaları da muhtemeldir.
“Rabbinizden mağfiret dileyin ve O’na tevbe edin ki, belli bir süreye kadar sizi güzelce geçindirsin ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin.” Hud-13

Hz. Peygamber (saa) Hz. Ali (as) için neler buyurdu:


- Ali, benim ilmimin haznedarıdır.
- Ali bendendir, ben de Ali’denim, kendi yerime ancak ben veya Ali eda edebilir.

- Ali benden, ben de Ali’denim, kendisi de tüm müminlerin Veli’sidir.

- Ali, benim ilmimin kapısıdır.

- Ali benim bilgimin kapısıdır. Tebliğe memur olarak gönderdiğim şeyleri benden sonra ümmetime bildiren, açıklayan kişidir. O’nu dinleyin. O’na baş kaldırmak nifaktır.

- Ali, benden sonra hak uğruna insanlara kılıç sallayacaktır.

-Ali, dinin direğidir.

- Ali hakladır, hak da Ali’yledir, ikisi Kıyamet Günü’nde havuz başına varana dek birbirinden asla ayrılmazlar.

- Ali, ihtilaflar hakkında hüküm vermede insanların en bilgilisidir.

- Ali, insanların ilim açısından en bilgili olanıdır.

- Ali her hususta KuraniIle Beraberdir. O Kuran dışı bir söz söylemez. Ve bir iş işlemez. Kuran da Ali’den asla ayrılmaz.

- Ali, Kur’an’ladır, Kur’an da Ali iledir.

- Ali, müminlerin dilediği ve uyduğu kişidir. Mal ise münafıkların dilediği şey.

-Ali, Peygamber ashabının en çok ilim sahibi olanıdır.

- Ali, ümmet içerisinde Allah’ın indirdikleri hakkında en çok bilgi sahibi olan kimsedir

- Ali bin Ebî Tâlib, sizin aranızda Allah’In hükmüyle hükmetmiştir.

- Ali bin Ebî Tâlib, benden sonra ümmetimin en bilgilisi ve ihtilaf ettikleri konularda en iyi hüküm verenidir.

- Ali bin Ebi Talib din kapısıdır. Her kim o kapıdan içeri geçerse mümin ve her kim o kapıdan dışarı çıkarsa kafir olur.

- Ali’nin kapısından başka mescide açılan tüm kapıları kapatmaya emrolundum, aranızda konuşanlar oldu, Allah’a yemin olsun ki ben kendimden ne açtım, ne de kapattım, ben ancak emrolunduğum şeyi yerine getirdim.

-Ali’ye sövmeyiniz, zira Ali, Allah’ın zatına sürülmüştür.

- Ali’yi anmak ibadettir

-Ali’den şikâyet etmeyin; zira o, Allah’ın zâtı hakkında katıdır ve müdâra ehli değildir.

- “Ali’nin eti benim etimdir. Ali’nin canı benim canımdır. Ali’nin kanı benim kanımdır. Her kim ki Ali’yi severse, beni sever, Beni seven de Allahı sever. Her kim ki Ali’ye düşman olur, bana da düşman olur, Bana düşman olan da Allaha da düşman olur. Ali’nin dostluğunu kazanan benim dostluğumu, benim dostluğumu kazanan da Allahın dostluğunu kazanır” –Veda Hutbesinden–.

-Ali’den üstün yiğit (feta), Zülfikar’dan üstün kılıç yoktur.

-Al-i Muhammed’i tanımak Cehennem’den kurtuluştur; Al-i Muhammed’i sevmek Sırat Köprüsü’nden geçiştir; Al-i Muhammed’in velayetini kabul etmek azaptan emanda olmaktır.

-Ali’nin dostu, benim dostum; Ali’nin düşmanı, benim düşmanımdır.

- Ali’nin on sekiz özelliği var ki, bunların hiç biri bu ümmetten hiç kimsede yoktur.

- Ali ve yandaşları Kıyamet gününde kurtulmuş olanlardır.

- Ali’ye düşmanlık edene Allah düşmanlık etsin.

- Ali’yi ancak mümin sever ve kendisini ancak münafık buğz eder.

- Ali’yi sevmek iman, ona düşmanlık duymak nifaktır.

- Ali’yi sevmek ateşten (Cehennemden) kurtuluştur, Ali’yi sevmek ateşin odunu yediği gibi günahları yer, Ali’yi sevmek nifaktan kurtuluştur.

- Allah bana emretti ki, seni yaklaştırayım, sana ilim vereyim ki onunla dolasın.

- Allah, meleklerine karşı her gün Ali’yle övünür.

- Allahım, Ali’yi koruyanı sen koru, ona ikramda bulunana sen de ikramda bulun, onu hor göreni sen de hor gör.

- Allahım. Dini kâmil ettiği, nimeti tamamladığı, benim peygamberliğime ve Ali’nin velâyet ve imametine razı olduğun için sana şükürler olsun.

-Allah’ım, ben de kardeşim Musa’nın söylediğini söylüyorum: ‘Allah’ım bana Ehlimden bir vezir kıl, kardeşim Ali’yi, onunla arkamı kuvvetlendir, onu işime ortak kıl, seni bol bol tesbih edelim, seni çok analım, şüphesiz sen bizi görmektesin.

- Allah’tan istedim ki bu belleyip kavrayan kulak senin kulağın olsun.

- Allah-u Teala, seni kendime yaklaştırıp asla uzaklaştırmamamı ve sana öğretmemi emretmiştir. Senin de belleyip kavraman gerekmektedir. Hiç kuşkusuz, Allah senin belleyip kavramanı sağlayacaktır.

- Bana iman edip beni doğrulayana Ali bin Ebi Talib’in velayetini tavsiye ederim. Kim onu veli edinirse beni veli edinmiş olur, beni veli edinen de Allah’ı veli edinmiş olur, onu seven beni sevmiştir, beni seven de Allah’ı sevmiştir, onu buğzeden beni buğzetmiştir, beni buğzeden de Allah’ı buğzetmiştir.

- Bana itaat eden Allah’a itaat etmiş olur, bana isyan eden ise Allah’a isyan etmiş olur. Ali’ye itaat eden ise bana itaat etmiş olur, ona isyan eden ise bana isyan etmiş olur.

- Ben Adem oğullarının efendisiyim, Ali de Arapların efendisidir.

- Ben fıkıh şehriyim ve Ali de onun kapısıdır. O halde kim ilim isterse, kapıya gelsin.

- Ben hikmet eviyim, Ali de kapısıdır.

- Ben hikmet eviyim; Ali de o evin kapısıdır.

-Ben hikmet şehriyim ve Ali de onun kapısıdır. O halde kim hikmet isterse, kapıya gelsin.

-Ben ilim şehriyim; Ali ise kapısıdır. İlmi isteyen kimse kapıdan girmelidir.

-Ben ilim şehriyim ve Ali onun kapısıdır. Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: ‘Evlere kapılarından girin. O halde, kim ilim istiyorsa, ona kapısından girsin.

-Ben kimin efendisi isem, Ali de onun efendisidir. Allah’ım, Ali’ye dost olana dost ol, ona düşman olana da düşman ol.

- Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır.

- Ben kimin mevlası isem, bu Ali de onun mevlasıdır. Allah’ım! Ona dost olana dost ol ve ona düşman olana düşman ol.

- Ben, bildiğim her şeyi Ali’ye de öğrettim; o, benim ilim şehrimin kapısıdır

-Ben Kur’ân’ın inişi üzerinde, onu kabul ettirmek için savaşmadayım; Ali ise onun te’vili için, hükmünün gereğini bildirmek için savaşır.

- Ben, öğrendiğim her şeyi, mutlaka Ali’ye de öğrettim; o, benim ilim şehrimin kapısıdır.

- Ben peygamberlerin Seyyidiyim, Ali de vasilerin Seyyididir. Benden sonra vasilerim 12 dir, birincisi Ali, sonuncuları el-Kaim Mehdi’dir.

 - Ben peygamberlerin sonuncusuyum, sen de ey Ali vasilerin sonuncususun.

-Ben ve Ali, aynı ağaçtanız, insanlar ise çeşitli ağaçlardandırlar.

- Ben ve Ali, Allah’ın yaratıklarına olan hüccetiyiz.

- Benden sonra ümmetime ihtilâf ettikleri hususları açıklayacak olan sensin.

- Benden sonra sünnete ve (yargılarda) hüküm verme hususunda, ümmetimin en bilgilisi Ali bin Ebî Tâlib’dir.

- Benden sonra fitneler zuhur edecektir. O zamanı gördüğünüzde Ali bin Ebi Talib’i iltizam ediniz. Çünkü kendisi doğru ve yanlışı birbirinden ayırt edendir.

-Benden sonra imam olarak halka doğru yolu göstermek üzere seni seçtim. Senden razı oldum.”Allah’ım O’nu seveni sev O’ na düşman olana düşman ol.

-Benden sonra fitne (huzursuzluk) olacaktır. Bu oldumu, Ebu Talip oğlu Ali tarafını tutun. Çünkü O bana ilk iman edendir. Kıyamettede benimle ilk dostluk edecek odur. O Sıddıık-ı Ekber’ dir. O bu ümmetin Faruk’udur. O müminlerin ulusudur, reisidir.

-Ben kimin mevlası isem Ali’de onun mevlasıdır, özünüz doğru olarak O’na uyun...”. “Allah’ım O’nu seveni sev. O’ na düşman olana düşman ol”.

- Benden sonra fitneler olacaktır. Bunlar gerçekleştiğinde sizler iki şeye tutunun, Kuran’a ve Ali ibin Ebi Talib’e.

- Bir kişi, Beyt-ül Haram’da Rükun ile Makam arasında devamlı zikir edip oruç tutsa dahi, Âl-i Muhammed’e kin duyduğu taktirde mutlaka Cehennem’e gidecektir

-Biz Ehl-i Beyt’i ancak mü’min ve muttaki olan sever; ve bize ancak münafık ve şaki olan kin besler.

-Biz Ehl-i Beyt’in sevgisine sarılın. Çünkü Allah’ın huzuruna bizi severek çıkan kimse, bizim şefaatimizle Cennet’e gider. Nefsimin elinde olduğu Allah’a yemin ederim ki, bizim hakkımızı tanımadıktan sonra hiçbir kulun ameli kendine bir fayda sağlamayacaktır.

- Bu ümmetin uyarıcısı benim. Hidayete erişitiricisi de Ali’dir.

-Bu sadıkların imamı, kafirlerin katilidir. Ona yardımcı olana yardım olunur, ondan yardımı esirgeyenden yardım esirgenir. (Hz. Muhammed, Hz. Ali’nin kolunu tutarak buyurmuşlardır.

- Canımı elinde tutan Rabbime andolsun ki Ali ve ona uyanlar kıyamet günü kurtuluşa erenlerdendir.

-Eğer Ali’nin Zülfekâr’ının darbesi olmasaydı, İslâm ayakta kalamazdı.

- En iyi hüküm vereniniz Ali’dir.

- Ey Ali, Allah senin rızana rıza, gazabına da gazap gösterir.

- Ey Ali, ben Kuran’ın tenzili için savaştığım gibi sen de Kuran’ın tevili için savaşacaksın.

-Ey Ali, ben ilmin şehriyim, sen ise onun kapısısın. Şehre ancak kapıdan varılır. Bir kimse beni sevdiğini söyleyip seni buğz ederse, beni sevmiyor ve yalancıdır. Zira sen bendensin ve ben de sendenim, senin etin etim, kanın kanım, ruhun ruhum, sırrıyetin sırriyetim ve senin adaletin benim adaletimdir. Sana itaat eden kişi ne saadetlidir ve sana karşı asi olan kişi ise ne bedhahtır. Seni Veliyyül emr kabul eden kazanır ve sana karşı çıkıp düşmanlık eden ise kaybeder. Sana iltizam eden kişi muradına erecektir ve seni terk eden kişi ise helak olacaktır. Senin ve senden gelecek evlatlarından olan imamların misali Nuh (as)’un gemisi gibidir. Her kim gemiye bindiyse kurtuldu ve her kim muhalefet ettiyse helak oldu. Sizin misaliniz de yıldızlar gibidir, bir yıldız kaybolduğunda Kıyamet’e kadar onun yerine başka bir yıldız (imam) doğacaktır.

-Ey Ali, her kim sana karşı savaşırsa bana karşı savaşmıştır. Seni buğz eden, beni buğz etmiştir. Seni söven de beni sövmüştür. Çünkü sen benden nefsim gibisin. Senin ruhun ruhumdan ve tıynetin tıynetimdendir. Şanı Yüce olan Allah, seni ve beni nurundan yarattı. İkimizi seçip beni peygamberliğe ve seni de imamlığa tercih etti.

  -Ey Allahım, ondan (Ali’den) sıcak ve soğuğu gider.

- Ey Ali, sen benim kardeşim, safiyim, vasim, vezirim ve eminimsin. Sen benden Harun’un Musa’ya olan menzilesindesin, ancak şu farkla ki, benden sonra peygamber yoktur. Her kim seni sevip ölürse, Allah o kişiye iman ve eman ile hatmedecektir. Her kim seni buğz edip ölürse, o kişiye İslam’dan bir nasip olmayacaktır.

- Ey Ali, seni ancak mümin sever ve sana ancak münafık buğz eder.

- Ey Ali, senin imamlığını inkar eden benim peygamberliğimi inkar etmiş olur. Ey Ali, sen benim vasim, varisim, çocuklarımın babası ve kızımın kocasısın. Senin emrin emrim ve senin nehyettiğin benim nehyettiğimdir. Beni peygamberlik ile gönderip, beni yaratılmışların en hayırlısı kılan Allah’a yemin olsun ki, sen yaratılmışların üzerine Allah’ın hüccetisin. Sen Allah’ın sırrına onun güvendiği ve yarattıkları üzerine onun halifesisin.

- Ey Ali, ikimiz Allah’ın nurundan yaratıldık.

- Ey Ali, razı olmaz mısın ki ben senin kardeşinim, sen de benim kardeşimsin.

-Ey Ali, sen benden sonra ümmetin ihtilafa düseceği hususları beyan edecek kimsesin.

- Ey Allah’ın kulları, Bu Ali’nin kanı benim kanımdır, teni benim tenimdir ve canı benim canımdır.

- “Ey Ansar halkı, ona tutunduğunuz müddetçe benden sonra asla sapmayacağınız bir şeyi sizlere tavsiye edeyim mi?”. Hz. Muhammed bu soruyu Ensara soruyor. Onlar da “Evet ey Resulullah” derler. Bunun üzerine Resulullah buyurur: “Bu, Ali’dir, beni sevdiğiniz gibi onu seviniz ve bana ikramda bulunduğunuz gibi ona ikramda bulununuz. Size söylediklerimi Cebrail vasıtasıyla Allah bana emretti.

-Ey insanlar, fazilet, şeref ve menzilet Allah Resulü’nün ve zürriyetinin velâyetini kabul etmektedir. Öyleyse, batıl yollar sizi kapıp almasın.

-Ey insanlar! Allah benim mevlâmdır, ben de sizin mevlânızım ve ben kimin mevlâsı isem, Ali de onun mevlâsıdır. Allah’ım, onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol, ona yardım edene yardım et, onu yalnız bırakanı yalnız bırak, onu seveni sev, ona buğzedene buğzet. Sonra şöyle buyurdular: “Allah’ım, şahit ol!”

-Ey halk! Biliniz ki; ben de insanım. Allah’ın daveti bana yakında gelecektir. Ben de onu kabul edeceğim. İşte size ben iki mühim ve en değerli emaneti miras bırakıyorum. Bunlardan birincisi Kuran, ikincisi benim Ehlibeytim. Allah’ın huzurunda size Ehlibeytimi tavsiye ediyorum. Allah’in huzurunda size Ehlibeytimi tavsiye ediyorum. Allah’ın huzurunda size Ehlibeytimi tavsiye ediyorum. –Veda Hutbesinden–.

-Ey Allah’ın kulları, bu Ali’nin kanı benim kanımdır, teni benim tenimdir ve canı benim canımdır. Her kim bu Ali’yi severse, beni sever beni seven de Allah’ı sevmiş olur. Ali’ye kim düşmanlık ederse bana düşmanlık etmiş olur.

- Fatıma’yı Ali ile evlendirmemi Allah bana emretti.

-Hayatım gibi yaşamak isteyen Ali’yi kendine Veli edinsin.

- Hendek Savaşında Hz Ali ile Amr İbni Abdeved’in karşı karşıya geldikleri zaman “İmanın bütünüyle şirkin bütünü karşı karşıyadır.” demiştir Hz Muhammed. Ve Hz Ali galip geldiğinde “Senin bu zaferin, Muhammed ümmetinin amellerinin tümüyle kıyas edildiğinde, şüphesiz senin bu müthiş zaferin ağır gelecektir” diyerek Hz Ali’nin bu zaferinin ne derece önemli olduğunu belirtmiştir Hz. Muhammed.

- Her kim Allah’ın gazabını söndürmek ve amelinin Allah’ın yanında kabul edilmesini istiyorsa Ali bin Ebi Talib’i sevsin. Çünkü onun sevgisi imanı arttırır, onun sevgisi ateşin kurşunları erittiği gibi kötülükleri eritir.

- Her kim bu Ali’yi severse, beni sever beni seven de Allah’ı sevmişs olur. Ali’ye kim düşmanlık ederse bana düşmanlık etmiş olur.
 Her kim rahmet ile yürüyüp, rahmet ile sabahlamayı severse, zürriyetimin en faziletli zürriyet olduğunu ve vasimin (Ali’nin) en faziletli vasi olduğunu hiçbir zaman kalbiyyen şüphe etmesin.

http://caferider.com.tr/kabe-de-dogan-tek-insan-hz--ali-as_h9392.html