Ana Sayfa İç Gündem Ülke Gündemi Dünya Gündemi Kütüphane Etkinlik Kültür -Sanat- Bilim Haber - Analiz Caferider
Türkiye Caferileri Lideri Selahattin Özgündüz'ün Aşura 2018 Konuşması
20 Eylül 2018 Perşembe günü Peygamber Efendimiz’in (s.a.a) sevgili torunu İmam Hüseyin (a.s) ve 71 yâreni, Aşura Günü Kerbela’da şehit edilişlerinin 1379. yıl dönümünde İstanbul Halkalı'da törenlerle anıldı.
Paylaşım :
Mail Yazdır Yorum Yaz 0 Yorum
25-09-2018 17:02 - 333 Okunma

Salonumuzu süsleyen kardeşlerim, bacılarım, Ehl-i Beyt dostları, salondaki on binlerle beraber salonun etrafındaki caddeleri dolduran yüz binler ve ekranları başında bu programa kilitlenen milyonlar, necip milletimin milyonlarca ferdi hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Hepiniz adına fahri kâinat Resul-ü Ekrem ve hanedanı celilisine ve Hüseyin in varisi Sahibi Zaman’a baş sağlığı arz ediyorum. Annemize, şehidin annesine, annemize, Hz. Fatma’ya baş sağlığı arz ediyorum. 

Biz evet Hz. Hüseyin’e ağlayacağız çünkü o bir sünnet, Peygamberimiz daha Hz. Hüseyin’in doğduğu gün ağlamıştır. Boğazından öper ağlardı. Resulullah’da size güzel örnekler var o örneklerden birisi ağlama kültürü. O merhametin, rahmetin dışa yansımasıdır. Siz hiç ağlayan zorba veya bir mafya babası gördünüz mü? Ağlayan zalim gördünüz mü? Bu kültürün yaşaması bu açıdan da çok önemlidir. Peygamberimiz, oğlu İbrahim’i de Hz. Hüseyin’e kurban verdi. Cebrail’in önerisiyle ikisinden birisini diğerine feda edeceksin dedi. Oğlu vefat edince ağladı Resulullah. Arap kültürü ne de olsa. Ne kadar da Nebevi terbiyeden geçseler de o kültür de hala üstlerindedir. Yeni bir bebek için neden ağlıyorsun ya Resulallah dediler. Buyurdu ki: Kalp üzülür, göz yaş akıtır ama biz hiçbir surette Allah’ı razı etmeyen, Allah’ın hoşuna gitmeyen tavır içine oğlumuz öldü diye girmeyiz, fark bu.

Evet, matem merasimi sahabe de Kerbela kafilesi döndüğünde bütün Medine halkı, Medine dışında karşılayarak bu yaslı kafileyi, yas tuttular, ağladılar, bayılanlar oldu... Ben size üç şeyi arz etmek istiyorum: Bir, Hüseyin’in kavga tarafı kimdir? İki, Hüseyin kimdir? Kavganın sebebi nedir, neyin üstünde kavga ettiler?

Vakit elverirse dördüncüsü de size arz edeceğim yani biz buradan ne ders çıkarmalıyız. Herkes kendisine bir Hüseyin yaratmış, herkesin kendisine Kuran yarattığı gibi. Ama gerçek Hüseyin kalmış bir kenarda. Bunu Şiası da yapıyor, ne yazık ki Sünni si de yapıyor. Henüz ki henüzdür aradan 14 asır geçmiş Hüseyin bizden yana mazlumdur. Bütün ümmet olarak Şiası ile Sünnisi ile. Gerçek Hüseyin bir yanda kalmış, biz kendi Hüseyin’imizi yaratmışız. Kendi ideolojimize uygun, kendi siyasi görüşümüze uygun, kendi mezhebi görüşümüze uygun bir Hüseyin yaratmışız, bir Kuran yarattığımız gibi. Allah’ın Kuran’ı bohçada kalmış ya da mezarlığa gönderilmiş, biz kendi yanımızdan bir Kuran bir din uydurmuşuz. Şiasıyla, Sünnisiyle. Allah bize gerçek İslam’ı, Kuran’ın İslam’ını, Hz. Mustafa’nın getirdiği İslam’ı yaşamayı nasip etsin. Allah bize Hz. Hüseyin’e ağlamanın yanında, Hz. Hüseyin’i anlamayı nasip etsin.

Azizlerim, Hz. Hüseyin’in karşısında ki Ebu Sufyan oğlu Muaviye oğlu Yezit’tir. Bu aile kusursuz -iddialı bir söz söylüyorum, televizyonlardan canlı yayınlanıyor- Hz. Mustafa’nın getirdiği, Kuran’ın sunduğu, dünyanın evvelinden ahirine, kıyametine kadar en kusursuz, en mükemmel medeniyeti, uygarlığı, ilmi, irfanı, bu Kuranla birlikte Hz. Mustafa’nın bize sunduğu İslam. Karşısında tarihin bize gösterdiği en canavar kavim. O çöl kavmi -Hz. Ali’de Nehcül Belaga da buna işaret etmiştir, Kuran da buna işaret etmiştir.- Bir cahiliye töresi var, dünyanın en kötü cahiliyeti, bir tarafta da dünyanın en kusursuz, en mükemmel medeniyeti, uygarlığı Hz. Mustafa’nın getirmiş olduğu Allah’ın selamı onun ve yareninin üzerine olsun. Beni Ümeyye, Sünnilerin; Beni Haşimi Şiaların değildir. Beni Ümeyye cahiliye özlemi çekenlerin, Beni Haşim Hz. Muhammed s.a.v diyenlerin özlemi, arzusu, sahip olduğu değerdir. O cahiliye törelerini Beni Ümeyye temsil etmiştir, Resulullah’la son ana kadar savaşmışlardır. Mekke’nin fethiyle Müslüman olmamışlar, teslim olmuşlardır. Bu yüzden Hz. Muhammed onlara buyurmuştur ki: Sizi azat ediyorum, azat edilmişler. Eğer Müslümanlıkları kabul etmiş olunsaydı böyle bir tabir kullanılmazdı. Peygamberimiz oradan da bize ince bir mesaj gönderdi: Bunlar teslim oldular, İslam ordusunun gücüne, Müslüman olmadılar...

Bu Yezit iktidarı üç bucuk seneyi biraz geçmiştir...  İktidarının birinci icraatı Resul-u Ekrem in hanedanına katliam etmekti. İkinci iktidarı Harre olayı olarak tarihe geçen, Medinedeki sahabeleri, Hz. Muhammed in mezarı üstünde, atlarını Mescidi Nebiye sürüp katliam etmiştir. On bini aşkın sahabeyi ve oğullarını Harre olayında katletmiş ve bununla kalmamış ordusuna 3 gün Peygamber sahabesinin her şeyini ama her şeyini yani namusu da dâhil her şeyini mubah etmiştir. Bunun Şia’sı Sünni’si yok Harre olayıdır bu. Ne yazık ki binlerce gayri meşru bebek türemiş bu tecavüzlerden.

Bugün eğer birileri İsrail in, Amerika nın yanında yer alıp onlara boyun eğmemekte direnerek ümmete bomba yağdırıyorsa Arap yarımadasında buna inanın ve emin olun orada burada da Yezit avukatlığına soyunanları da katarakta söylüyorum: Medine’deki Yezit ordusunun tecavüzlerinden türeyen -tabirimi lütfen mazur görün- piçlerdir. Helalzadeler; emperyalizmin, siyonizmin hatırı için ümmeti Muhammed’in başına bomba yağdırmaz. Filistin kan ağlarken o gidip İsrail’e teslim olmuyor diye Yemen’deki Müslümanların, çocukların, kadınların başına bomba yağdırmaz.

 Aziz dostlarım karşıdaki Yezit bu... Sonra ne yaptı, bizim başka hangi kutsalımız kaldı? Hanedan gitti, sahabeler gitti, mezar gitti. Ki şimdi de İngilizler bunları kurduktan sonra Ehli Beyt mezarlığını yıktılar, birçok yeri yıktılar. Ondan sonra Mustafa Kemal Paşa ültimatom verdi kalan kutsallarımızı öyle kurtardık.

Şimdi neyimiz kaldı? Kâbe, kıble... Yezit o orduyu, o facir orduyu, o zalim orduyu, o hukuk tanımaz orduyu Kâbe’nin üzerine yöneltti. Kâbe’yi mancınıklarla top yağmuruna tuttular, yakıp yıktılar, Kâbe’deki kutsal emaNetler, Cenet’ten gelen koçun başı da ordaydı, Hz. Ali’nin ismiyle ilgili gelen levha da oradaydı, hepsi yanıp kül oldu. Zulüm arşa dayandı. Allah, Yezide de gazabını gönderdi. Ordusu Kâbe’yi bombalarken bu Yezid, Allah’ın evini bombalıyorken mancınıklarla yatağında kömürleşmiş olarak, Allah’ın gazabına uğramış olarak ölü bulundu, ordu öyle geri çekilmek zorunda kaldı... Bu Yezid işte. 3 şehit, meleklerin gusül verdiği üç şehidi Hanzele’nin oğlu Abdullah, Yezid’e misafir oluyor. Kendisine ödül veriliyor yüz binlerce dirhem, ama buna rağmen dönüp sunduğu rapor şu oluyor ümmete, Medine halkına: ‘’Ben korktum Allah taş yağdıracak başımıza, böyle birisini başımıza getirdiğimiz için, biat ettiğimiz için. Mahremleriyle bile -bacılarım bağışlasınlar- zina ediyor bu adam, içki içiyor, kumar oynuyor, fasıktır, facırdır.’’Hanzele’nin oğlu Abdullah bu raporu ümmete sunuyor. Bu Yezit...

Bu Yezit diyor ki: ‘’Haşimi Muhammed peygamberlik iddiasıyla mülkle oynadı, aslında krallık peşindeydi, aslında ne bir haber, ne bir vahiy gelmişti. Ben elimdeki şu kadehin içindeki bir yudum köhne şarabı, Hz.Muhammed’in vaat ettiği cennete, huriye değişmem’’ diyordu. Yezit şiirlerinde bunu diyor, bakın İslam kaynaklarına; Sünnisiyle, Şiisiyle. Bu Yezit.

Karşısında kim var: Resulullah’ın bin bir zahmetle getirdiği bu mükemmel medeniyeti, bu bizim yaşadığımıza bakarak dünya değerlendirmesin onun getirdiği uygarlığı... Yemin ederim ki böyle değildi. Onun getirdiği en kusursuz medeniyetti. Adaleti, kardeşliği, eşitliği, sevgiyi esas alan bir dindi. Kelle koparan din değildi, emperyalist emellerle oraya buraya saldıran bir din değildi, zorbanın zayıfı ezdiği bir din değildi onun getirdiği din. Herkesi birbiriyle kardeş eden bir dindi. Yoldaş, arkadaş falan değil kardeş eden bir dindi. Rahmet diniydi, sadece insanlığa değil bütün evren için bir rahmet diniydi. Ama bu dini boğmak isteyen, bu uygarlığı boğmak isteyen, taarruz edene karşı da aslan kesilen müminler yetiştiren bir dindi.

Hz. Hüseyin bunu korumanın derdinde, Yezit ise şirki, cahilliği, cahiliyeti türetmek derdinde. İki tarafta bunlar. Yezit, Peygamberden sonra doğmuş sahabe falan değildir. Peygamber’den on yıllar sonra doğmuştur. Sahih-i Buhari kitabına bakın, orada diyor ki: Peygamber’den duyduğu hadise binaen Ebu Hüreyre, Allah’ım bana hicretin altmış yılını gösterme. Ve orada olanların bu dine hükümran olduğu günleri bana gösterme diye dua ederdi. Peygamberimiz sonralardan haber vererek Yezid ismine gelince Allah onu lanetlesin demiş. Oğlumu öldürecek. Hz. Hüseyin, Cennetlilerin efendisidir. Siz kölelere, yalaka takımına efendi olabilirsiniz, bu bir şey değildir ki onlara efendi olmakta ne var? Cennete en iyiler gider, özgürler gider, adiller gider, şahsiyetli insanlar gider. Cennetlilerin efendisidir, arşın küpesi, cennetin süsüdür Hz. Hüseyin. Yezit
‘de cehennemin köpeğidir. İki taraf bunlardır işte. Dava neyin üstüne?

Madem ümmet gafletle, rüşvetle, korkuyla Muaviye’nin sağlığında zorla bunlar biat etmişse kerhen de olsa Hz. Hüseyin on yıldır imamdır, yirmi yıldır Hz. Ali’den sonra bu hükümeti Hz. Hasan ile Müslüman’ın kanı dökülmesin diye, dış tehditler İslam’ı ortadan kaldırmasın diye bu muhteris insana devredilmiştir ama Peygamber hukuk ve sistemi üzerine gitmesi şartıyla Kuran ile hükmetmesi şartıyla, adaleti koruması şartıyla, bölücülük, taifecilik yapmaması şartıyla ona devretmiştir. Yirmi yıldır o da hep ihlal etmiştir. Yeminle altına imza attığı halde Hz. Hüseyin yine savaşmamıştır. Nedir kavga Yezit anlattım bu Yezit bu uygulamalarını Hz. Hüseyin’e onaylatmak istiyor, Hz. Hüseyin onaylarsa başkasının karşı çıkması mümkün değildir. Karşı çıkan kişi taraftar bulamaz, hadi buldu diyelim meşruiyet kazanamaz. Hz. Hüseyin, Hz. Mustafa’nın oğludur, Hz. Murtaza’nın oğludur, Hz. Zehra’nın oğludur, Kuran’ın oğludur, Kabe’nin oğludur, Müna’nın oğludur. Hz. Hüseyin, Yezide biat ederse artık kimsenin karşı çıkmasının meşruiyeti olmaz. Bu yüzden Yezit ısrarlıdır biatte. Ya biat eder ya kellesini kesin gönderin, üçüncü bir alternatif yok. Hz. Hüseyin de diyor ki ben buna biat edersem, benim gibi birisi -demin saydığım vasıflarla beraber- İslam’ın fatihası okunur, İslam biter. Yeniden cahiliye töreleri hortlar, insanlık ateş uçurumunun kenarından Hz. Muhammed’in eliyle kurtulmuşken ben Hz. Muhammed’in oğlu olarak Yezit’e uzatacağım biat eliyle İslam’ı ve insanlığı yeniden ateş uçurumunun kenarına götürmüş olurum. Bu alçaklık olur, ceddime ihanet olur, Rabbime ihanet olur, insanlığa ihanet olur. Biz bu alçaklığa evet demeyiz. Anlatabildim mi? Dava bu, bir kıyam yok, bir direniş var, bir diretme bir de şahane bir direniş var.

Ha, ders almanız gereken nokta tam buradan sonra başlıyor... Eğer dış tehdit varsa biz içerideki ne kadar nahoş olsa da bütün ihtilafları bir kenara koyarız, on iki imamız bize hayatları boyunca, hayatlarıyla bu dersi vermiş. On iki imamımız derken Kuran’ın bir numaralı talebeleri: Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Fatıma, Hz. Zeynelabidin, Hz. Muhammed Bagır, İslam fıkhının babası Cafer-i Sadık. Ta Hz. Mehdi ye kadar, Hz. Mehdi gelince ne yapacak onu gelince göreceğiz, onu tartışmamıza gerek yok. Bu on bir imamın hayatı bize bunu göstermiştir. Ebu Eyüp -ruhu şad olsun- oldu İstanbullu, biz de olduk onun vatandaşı, burayı fethedenlere selam olsun. İki defa fethedenlere, Fatih’e de selam olsun, Atatürk’e de selam olsun. Ebu Eyüp bir Şii sahabedir. Sıffın de Muaviye’yi çadırında sıkıştırmıştır, Muaviye çadırın arkasını hançerle yırtıp arkadan kaçmıştır. Bu Ebu Eyüp odur. Ama mesele dış tehdit olunca Muaviye hükümetinde Yezit komutasında İstanbul’un fethine geliyor. Şii anlayış budur. Bir ders daha çıkaracağız on iki imamın hayatından. Yani Kuran-ı Natık’ın hayatından. Biz başkasına teslim olmayız, başkasına boyun eğmeyiz. Ama ümmet yanılarak ya da isabetli karar vererek birini seçmişse ona karşı fitne çıkarmayız. Savaş açmayız, kılıç kuşanmayız, silahlı mücadele vermeyiz, yanlışı varsa onu söyleriz, bu da bizim vazifemizdir. Bunu yapmazsak enbiyanın lanetine uğrarız, Kuran böyle söylüyor. Bildiğimiz hakkı diyeceğiz, onu uyaracağız, bu görevimizi yapacağız, ümmeti emri bil maruf, nehyi anil münker yaparak uyandıracağız. Ümmetçe biz iyi olunca yönetenlerimizde iyi olacak. Her kavim hak ettiğiyle yönetilir. Görevimiz budur, savaş veya fitne çıkarmak değil. On iki imam bize bunu öğretti. Hz. Hüseyin’e bu teklif, bu diretme gelince Medine’de kan akmasın, katliam yaşanmasın diye aldı ailesini de Mekke’ye gitti. Cahiliye törelerine göre de orada savaş olmazdı. 5 aya yaklaşık bir süre orada kaldı, yine Yezit el çekmedi ve orada da rahat bırakmadı. İmam Hüseyin’i ihram halinde, Hacer-ül Esved in dibinde, Kâbe’nin etrafında hançerletmek istiyor. İmam Hüseyin a.s, Kurban Bayramına on iki gün kala Mekke den de ayrılıyor, çöllere düşüyor. Hz. Ali asker altı aylık değildi o günlerde. Medine’den ayrıldığında daha iki haftalıktı Hz. Ali asker. Nereye gitsin? Kûfeliler o günlerde ona mektup yazmadılar. Yirmi yıldır İmam Hüseyin’e, İmam Hasan biat veya sulh ettiğinden beri gel sen başımıza geç Muaviye’ye karşı savaşalım diyordu. İmam, sabrı tavsiye ediyordu. İmam Hasan’ın şehadetinden sonra, Muaviye tarafından öldürülüşünden sonra Cennetin iki efendisi Hz. Hüseyin’i Muaviye’nin oğlu öldürmüşse, Hz. Hasan’ı da Muaviye öldürmüştür. Ondan sonra tekrar mektuplar yoğunlaştı, İmam gel artık sen geç başımıza diye. İmam Hüseyin yine sabrı tavsiye etmiştir. Şu anda yeryüzünde sığınacak bir yer yok, nereye gitse Yezid’in varisi var orada, Mekke’de, Kâbe’de rahat bırakmadılar hatta. Savaşın ve kan akıtmanın yasak olduğu Kâbe’de bile rahat bırakmadılar. İmam Hüseyin yine bir şey buyuruyor: ‘’Allah’a hamd olsun yeryüzünde sığınacak bir mağara, bir sığınak dahi kalmasa ben yine de Yezid’e biat eli uzatmam, diz çökmem.’’ Ha şimdi nereye gitsin? Gideceği tek yer var, başka alternatif yok. Kufe’ye gidiyor. Yolda Kufeliler’in her zamanki gibi döneklik yaptığını duyuyor. Yezid in öncü birliği kendisini karşılıyor. Bin kişilik bir ordu. Ama imam Hüseyin bir durak önceden develeri olabildiğince su fazla yükleyin buyuruyor. Bunlar da şaşırıyor: ‘’Niye bu kadar su götürüyoruz, bir sonraki menzile zaten varacağız.’’ Şimdi bu iki durak arasında ne hikmet var ki fazla su götürün diyor. Hürr’ün komutasındaki Yezit ordusu bunlara ulaştığında çölde susuzluktan helak olmak üzereydiler. Diyenler oldu ki biz bunları şimdi öldürürsek Yezit tarafı demoralize olur. İmam Hüseyin buyurdu ki ‘’bu savaş böyle bir savaş değil. Ben savaş başlatmam, karşımdaki de Müslüman’dır’’. Yani Şia bakış bu, Alevi bakış bu, Kuranı bakış bu. Bizim içimizde kan akıtmak bu kadar kolay olmamalı. Mehmet, Ahmet’e bu kadar kolay kurşun sıkamamalı. Kan akmamalı. Biz birbirimizin kanını akıtmamalıyız.

Hatta işte indirin bu suları, onların hem atlarını hem kendilerini doyuncaya kadar sulayın. Ama bu Hüseyin itişe kakışa geldikleri bu Kerbela da, aha oracıkta nehir, yine yarenler dediler ki ‘’Ya Hüseyin nehrin kenarına geçelim.’’ Hz. Hüseyin buyurdu ki: ‘’Ama Yezit askerleri kesti o tarafı.’’ Yarenler dediler ki: ‘’Şimdi bu bin kişiyi yaramazsak biz, arkasından on binler gelecektir.’’ Bu sözün üzerine Hz. Hüseyin buyurdu: ‘’Yani savaş mı başlatalım, kan mı aksın ve bunu biz başlatalım? Asla’’. Yapmadı... He şimdi askeri stratejik açıdan bakarsak yanlış yaptı, sen böyle demek istiyorsan böyle de. Habil taraf farklı diyor. Hüseyin Habil’dir. Ama oracıkta, o çölde suyu çok görüyorlar. Yaşamasına yine izin vermiyorlar. On binler geliyor. Düşünebiliyor musunuz? Etrafını on binler sarmış, ellerinde mızraklar, kılıçlar, oklar. Yanında şimdi altı aylık olmaya doğru gelen Ali Asker’inden üç yaşındaki kızına, beş yaşındaki kızına, yedi yaşındaki oğluna, yeğenine, bacılarına, eşlerine, kardeşlerine, onların eşlerine, onların çocuklarına rağmen orada hepsi topyekûn ölümle karşı karşıya, etrafta bu kadar insan. Kılıç tutacak aslında elli kişi zor var. Çünkü içlerinde seksen yaşlarında olan da var altı aylık Hz. Ali Asker de ver. Bunların askerlik çağı değil. On üç yaşında, yedi yaşında, beş yaşında şehitler var.

Ve bu çocuklar hani aileler birbirinizle tartışmayın çocuğunuzun psikolojisi bozulur diyor uzmanlar değil mi? Etrafta çakal sürüsü, on binler, otuz bini aşkın. Ve bu çocuklar burada mahsur. Bu nasıl bir hukuktur, nasıl bir zihniyettir? Bunu savunan zihniyet de hastalık yok mudur sizce? Biat etmiyorum diyor, Hüseyin’in alternatifi ölüm değil. Ölüm de, biat zilleti de Yezit’in alternatifidir. Hüseyin, Yezit ordusunun komutanını çağırdı: Benim alternatiflerim var. Bir, Muaviye Yezit’ten daha akılsız değildi ki ben ona da biat etmemiştim ama o beni öldürmüyordu, ben de savaşmıyordum sadece ümmeti aydınlatma görevimi, Kuranı tebliğ etme görevimi yapıyorum. Emri bil maruf ve nehyi anil münker yapıyorum. Ceddimin dinini koruyorum. Savaş, silah yok. Sen de benden el çek gideyim şimdiye kadar olduğu gibi ceddimin Medine sinde çoluğumla çocuğumla yaşayayım, bu birinci alternatif. İkinci alternatif Kafkasya’ya, o Türk diyarına, ya da Hint yarımadasına beni sürgün edin. Ceddimin ülkesinden, onun kurduğu devletten, babamın Zülfikar’ıyla kazanılan bu ülkeden sürgüne gideyim. Bu da Hüseyin’in alternatifleri. Ömer Saad diyor ki İbni Ziyad’a yazdığı mektupta: Bir üçüncü teklifi daha vardı Hüseyin’in. -Bunu İslam tarihçileri Hz.Hüseyin’e yakıştırmıyor-. Dedi ki Yezid benimle sorunlu, bu çoluk çocukla, bu yarenlerle bir derdi yok. Beni alıp götürün Yezid’e öldürecekse o beni öldürsün, kanıma siz girmeyin. Ömer Saad yazdığı mektupta diyor Hz. Hüseyin böyle de bir alternatif sundu bize. Kabul edecekti ama -tabirimi mazur görün- yine bir haramzade valiye de bunu engelledi, yaptırmadı. Hz. Hüseyin öldürülecek, çoluk çocuğu esir edilecek, ölüsüne müsle yapılacak, aynı Hz. Hamza’ya yapılanlar gibi, naaşının üstünde süvari birlikleri koşturulacak. Bu fermanı gönderdi. Hz. Hüseyin’in barışçıl alternatiflerine karşı bu destur geldi. Peki, bu destur meşru mudur, kanuni midir? Ki Hüseyin o zaman inanın ki boynunu uzatır: bu boyun o da kılıç derdi meşru bir hükme karşı. Ama gayri meşru bir hükme karşı kurbanlık bir koyun gibi davranmadı. Yiğitçe çıktı meydana nefsi müdafaa yaptı, onların saldırısına karşı. Gelip kendisini öldürecek, ailesini esir edecek olanlara karşı nefsi müdafaa yaptı. Kendisi ve yareni çok şahane savaştılar. Direndiler ve tilki sürüsünden inan ki sizin gönlünüzü tatmin edecek kadar da öldürdüler, öldürmeden de ölmediler. Hz. Zeynep en güzelini buyuruyor bu nokta da İbni Ziyad’ın huzuruna esir olarak çıkarıldığında: ‘’Gördün mü Allah yalanınızı nasıl boşa çıkardı bak, hepsi kâfir bunların. Kardeşine ne yaptı, nasıl da rezil etti Allah, gördün mü?

Bunun üzerine Hz.Z eynep buyuruyor ki: Gördüm olanları, ama güzellikten başka bir şey görmedim, o yiğitler İslami vazifelerini yaparak mertçe savaştılar ve yiğitçe şehit oldular. Bunda küçümsenecek bir şey yok bu çok güzel bir şeydi. Ben güzellikten başka bir şey görmedim, sen mi Hz. Hüseyin’i küçümsüyorsun?

İşin trajedik tarafıyla da ilgilenmek isterdim ama haklı uyarı geldi, vaktimi aştım. Dostlar, evet dışarı da aslanız ama içimizden birileri olunca savaşı başlatan taraf olmayız, biz hep barışın elçisi oluruz. İmam Hüseyin de diyor ki, demin Cem Vakfı adına konuşan kardeşim -hepiniz çok güzel konuştunuz zaten sizden sonra konuşmakta çok zor- diyor ki benim bu çıkışım mülk, makam Emri bil maruf ve nehyi anil münker yani iyiliği emretmek, kötülükten men etmektir. Bu İslami ve Kuran’i vasifemiz, Ceddimiz Peygamber ve babam İmam Ali’nin yolundan gitmek, doğru yoldan ayrılmamak ve ceddim ümmetin arasında barışı sağlamaktır. Hz. Hüseyin son ana kadar barışı aramıştır, son ana kadar barışçıl çözüm. Ama Yezit... O ya kelle ya zillet demiştir. Bunca zillete rağmen, teslim olmayan, bunca acıya rağmen çocuklarına acıyıp teslim olması beklenen Hüseyin... Hayır, o başka bir Hüseyin’dir. Zehra’nın oğludur o: Anam bana böyle öğretmedi, Resulullah bana böyle öğretmedi, Rabbim benden bunu istemiyor...

 Asla teslim olmak yok, zalimin önünde diz çökmek yok. Asla teslim olmadı, sadece kendi canını birçok insan verebilir ama altı aylık yavrusuna varıncaya kadar hepsini kurban verip, Ali kızı Zehra naibesi, Zeyneb’i esir vermeyi göze alamazdı kimse. Ama o, söz konusu insanlığın prestijini korumaksa, her şey feda olsun dedi. Allah ta onun her şefaatini kabul edecek. Şefaati üzerinizde olsun, gözyaşınız bol olsun, Allah başka dertle ağlatmasın sizi...

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Paylaşım :
Mail Yazdır Yorum Yaz 0 Yorum
25-09-2018 17:02 - 333 Okunma
Caferider Web TV
Video Galeri
Foto Galeri
Yazarlar Tümü
Mehdi AKSU
DİRENİŞİN ADI FİLİSTİN!
İbrahim ŞEREN
Üstad! Gözlerimiz Hep Sizi Arayacak
Av. Sinan Kılıç
Doğru’dan Yanlış çıkarmamak gerek…
Şirali Bayat
GADİR-İ HUM OLAYININ TANITIMI VE ARAŞTIRMASI KİTABI
Hamit Turan
ŞÎR-İ FIZZA
Kasım Alcan
Hiç olmazsa dünyanızda özgür kişiler olun
Celal Özer
Aşık ve Dünya Sevgisi
Abdullah Turan
İmam Mehdi'nin Dünyaya Geldiğini İtiraf Eden Ehl-i Sünnet Âlimleri
Musa Ayaztekin
Muta Nikahı Nedir, Ne Değildir?
Seyyid Ahmedi Safi
Tüm Müslümanları ilgilendiren önemli sorun
Hüseyin Çaça
Kerbela Hadisesi-1-
Çayan Uludağ
Mekteb-i Kerbela
Namık Kemal Zeybek
Osmanlı'da Alevi Katliamı
14-11-2018 | Ana Sayfa | Ana Sayfam Yap | Sitenize Ekleyin | Künye | Foto Galeri | Video Galeri | Yazarlar | İletişim | RSS
CaferiDer ® 2012  
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir Tasarım & Yazılım : Network Yazılım